Günümüzde devletlerin dört temele dayandığını söyleyebiliriz. Bunlar yurt, ulus, ortak ülkü ve ortak refahtır.
Sözü edilen dört temel arasında devletin başlangıç noktası, yani bir anlamda ana sermayesi ortak ülküdür. Çünkü ortak ülkü olmadan herhangi bir yeryüzü parçası yurt olmaz; herhangi bir insan topluluğu ulus olmaz; ortak refah aşamasına da zaten geçilemez.
Ancak, devletin ana sermayesi olan ortak ülkü, yeterli bir süreç içinde ortak refaha dönüştürülemez ise, bu defa da ortak ülkü yorgun düşer; ana sermaye tükenmeye başlar. Devlet, uyruğunda bulunmaktan mutluluk duyulmayan bir kurum haline gelir. Ulusu oluşturan dini, kültürel, etnik parçalar yapıştırılamaz olur. Yurt, terkedilmekten gocunulmayan ya da korunma sorumluluğu duyulmayan bir yeryüzü parçasına haline gelir.
Dünyamızın siyasi akım ve etkilerine göre bu gevşeme ve dağılma süreci daha da büyük hız kazanabilir. Çünkü bir devletin çöküp dağılmasından kendine yarar sağlayacak başka devlet veya devletler Dünya’ da çoğu zaman mevcuttur.
Cumhuriyetimiz, ortak refahı uyruğundaki insanları tatmin etmeyen ve ortak ülküsünü tüketmiş bir devletin, yani Osmanlı İmparatorluğu’ nun bakiyesinden filizlenen yeni bir ortak ülkü ile doğmuştur.
Bu ortak ülküyü oluşturanlar ve gereğini yapmaya soyunanlar, Osmanlı İmparatorluğu bakiyesinin sorumluluk duygusuna sahip aydın ve seçkin insanlarıdır. Cumhuriyetimizin varlığını borçlu olduğumuz bu insanlar, Mustafa Kemal’ in önderliğinde bir araya gelen Harbiyeliler, Mülkiyeliler, Tıbbiyeliler, bir kısım eşraf ve aydın din adamlarıdır. Kurtuluş Savaşı’ mızın bir halk hareketi haline gelmesi, kararlı, inançlı ve hepsinden önemlisi, canları dahil herşeylerini ortaya koyacak kadar özverili bir aydın kitlenin, halka örnek teşkil etmesiyle mümkün olmuştur.
Bu yurtsever aydınlarımızın formüle ettiği ve muhataplarına derece derece açıkladığı yeni ortak ülkü, zamanın şartlarına göre birçok yönden devrimci niteliktedir. Böylesi bir devrimci yapıya sahip ortak ülkünün tam mutabakatla benimsenmesi de elbette kolay olmamıştır.
Ancak yeni ortak ülkünün kararlı, inançlı ve özverili sahipleri, bu nitelikleri sayesinde yarattıkları katılımlarla ve onun da sayesinde kazandıkları askeri başarılarla, taraftar halkalarını genişletebilmiş ve karşıtları da sindirebilmiştir.
Çünkü, ortak ülkünün devrimci esaslarını öneren ve dayatan insanlar, kitlelerin gözünde yurdun, ulusun ve yeni şekliyle de olsa devletin kurtarıcısı idiler. Dolayısıyla millet nezdinde bunları önermeyi hatta dayatmayı haklı kılacak nedenlere sahiptiler.
Yeni devletimizin temeli olan ortak ülkü hakim kılındıktan ve devletin diğer temelleri olan yurt ve ulus oluşturulduktan sonra sıra, bütün bu temellerin yaşama enerjisini teşkil edecek ortak refahı kurmaya gelmişti.
Kurtuluş savaşında olduğu gibi bu safhada da önderliği yine vatansever aydınlar yapmıştır.
Yoksul devletin imkanları ile yurt içinde ve yurt dışında eğitilen heyecan sahibi gençler gözlerini kırpmadan mahrumiyet dolu yörelerde demiryolları, fabrikalar, çiftlikler kurmaya, madenler açmaya, öğretmenlik yapmaya koşmuşlardır.
Ancak bundan sonra gelen seçkin kuşaklar, yani Cumhuriyet’ in varlığından yararlanarak birşeyler edinmiş nesiller, devletin enerjisi, ulusun zamkı, yurdun maddi envanteri olan ortak refahı yeterince sağlayamadılar.
Çünkü tatmin edici bir ortak refahın gerektirdiği üretim, hukuk ve ahlak düzenini kuramadılar. Kendi kararlılık, inanç ve özverileri ile örnek teşkil edemediler. Ortak refah yaratma yolundaki ‘Kurtuluş Savaşı’nda başarılı olamadıkları için de halktan, ortak ülküye sahip çıkılmasını talep edemediler.
Böylece geniş kitleler, kalkınmanın aktif unsurları haline gelemedi. Ortak refah doğamadı.
Refahtan nasibini alamayan kitlelerin mutsuzluğunu yatıştırmak için ortak ülkünün sembolleri, artan ölçüde piyasaya sürüldü. Bayrak, Atatürk büstleri, bilinen deyimiyle ‘Vatan, Millet, Sakarya’ edebiyatı aldı yürüdü. En değerli kavramlarımız, ortak refah yaratma konusundaki başarısızlığımızı örtmek amacıyla sulandırıldı. Yeni kuşaklarda, bu sembollere sarılmanın, vatansever bir Cumhuriyet yurttaşı olmaya yeteceği gibi çok yanlış ve sapkın bir inanç yaratıldı. Bütün bunların sonucunda yurt, ulus, Cumhuriyet sinsice sorgulanmaya başladı. Cumhuriyeti öteden beri içine sindiremeyenler, bu yıkıntıya işaret edip ‘işte sizin Cumhuriyetiniz’ diyebilme fırsatını buldu.
Gerek Cumhuriyet’ in ilk dönemlerinden sonra işlerin neden iyiye gitmediğini anlamak, gerek bundan böyle nasıl düzelebileceğini görmek için şu gerçeği idrak etmek şarttır:
Ortak refah yaratılmadan bu iş yürümez!..
Ortak refah, kime, neyin, nasıl yapılması gerektiğini buyurmakla, protesto yürüyüşleri düzenlemekle, ışık yakıp söndürmekle, tencere tava çalmakla, rozet takmakla, konser dinlemekle yaratılmaz.
Ortak refahın nasıl yaratılabileceğini anlamak için, 1940’ lara kadar ‘Cumhuriyet’ e Kanat Gerenler’ in neler yaptığını örnek almak gerekir.
Dünkü Harbiyeli’ lerin, Tıbbiyeli’ lerin, Mülkiyeli’ lerin yaptığına eğer bugün onlarla birlikte Boğaziçi’ liler, OTDÜ’ lüler, Bilkent’ liler, hatta yurtdışında okuyan onbinler olarak soyunmazsak, ortak refahın gerektirdiği üretim, hukuk ve ahlak düzeninin kurulması için aynı kararlılık, inanç ve özveri ile ikinci Kurtuluş Savaşını başlatamazsak Cumhuriyeti’ mizi tehdit altından kurtaramayız.
Çünkü gerçek tehdit kaynağı ortak refahın olmayışı, yani yoksulluk ve dengesizliktir. Çözüm de bunu yenmekten geçer. Diken battığı yerden çıkartılır.
Prof. Dr. Tahir Özgü
Vakıf Başkanı
|