Kurumsal Kimlik | Başkandan | İlkeler | Nasıl Doğdu | Ekibimiz
 
NASIL DOĞDU?

Doğu Anadolu' dan Bir Mektup

1990 Yılında Anadolu Üniversitesi' nin Köln' de kurulu Batı Avrupa İrtibat Bürosu' na Doğu Anadolu' dan bir ilkokul müdürü mektup gönderdi. Adresin nereden sağlandığını bilmediğimiz ve sonradan da öğrenmek gereğini duymadığımız mektupta kısaca şöyle deniyordu:

"... Okulumuz 1987 yılında eğitim ve öğretime açıldı. O günden beri hep yokluk, hep ızdırap, hep aksiliklerle karşı karşıya kaldık. Öğrenci velilerinin yüzde doksanı fakir ve ancak kendi ihtiyaçlarını giderebiliyor. Okul müdürü olarak tüm ihtiyaçları elden geldiği ve imkanlarım ölçüsünde kendi maaşımla karşılıyorum.

Dörtyüzü aşkın öğrencili okulumuzun önü cadde ve yirmidört saat trafiğe açıktır. Okulun etrafı duvarla çevrili değil. Her an bir kaza ile karşılaşırız diye korkuyla yaşadık. Nitekim iki ay önce bir öğrencimizi trafik kazasında kaybettik. Kazayı yapan araç, öğrenciyi kurtarmak için yola fırlayan öğretmenimizi de yaraladı. Şimdi kendisi alçılar içinde evinde yatıyor.

Bu gidişle, eğer okulun duvarı yapılmazsa birçok öğrencimizi daha kaybedebiliriz. Ne yapacağımı bilemiyorum. Bir maaşım ve okuyan dört çocuğum var. Bir yandan okuyan çocuklarımın ihtiyaçları, bir yandan okulun ihtiyaçları. Bunlarla ancak başa çıkabildiğim gibi bir de ayrıca okulun duvarını yaptırmam mümkün değil.

Okula birçok yerden kitaplar getirdim. Ancak kitaplığımız olmadığı için, çocuklarımıza yeterince yararlı olamıyoruz. Evrak ve dosyaları koyacak bir dolabımız yok. Dört yıldır öğretmenlerimiz sandalyesiz ders yapmaktadır. Evimden altı tane kullanılmamış sandalye getirdim. Şimdi bir tane kaldı, o da kırık. Okulun daktilosu yok. Geçenlere kadar yazılarımızı hep dışarıda yazıyorduk. Bu yüzden hergün okuldan çarşıya bir kilometrelik yolu günde en az iki, üç defa gidip geliyorduk. Bir ay önce bir arkadaşımın şahsi daktilosunu aldım ve kullanıyorum. Onu da arkadaşım her an geri isteyebilir..."

Şu anda okurken sizi de duygulandırdığını sandığımız bu feryada elbette kulaklarımızı tıkıyamazdık.

Alman tüzel kişiliğine sahip Akademie der Türkischen Gemeinde e.V. adlı yan kuruluşumuzu, olası bağış sahiplerine gider makbuzu da verebilmek amacıyla görevlendirdik ve sadece yakın çevremize başvurduk.

Mektubu okuttuğumuz hiçbir kimse bu çağrıya kayıtsız kalmadı. Zaten fazlaca kimseye okutmak gereği de duyulmadı. Çünkü sadece bu yakın çevre, okulun ihtiyaçlarını karşılayıverdi.

Bahçe duvarı, müdürün ve öğretmenlerin emeği ile yapıldı. Daktilo makinası alındı, kimi dolaplar, sandalyeler temin edildi. Sağlanabilen bazı kitaplar gönderildi.

İstenilen karşılanmıştı ve mutluyduk.

Ancak bir süre sonra okulun müdüründen bir de teşekkür mektubu geldi. Bu mektupta da müdür şöyle diyordu:

"... Bizi öyle bir sıkıntıdan kurtardınız, öyle bir iyilik yaptınız ki, bu iyiliğinize karşı ne yapacağımı bilemiyorum. Emredin yolunuzda öleyim. Sadece ben değil, okulumuz tüm öğretmen ve öğrencileri ile sizlere ömür boyu minnettar kalacağız. Hele ben, her emrinize amadeyim. Ömrümün yettiğince, son nefesimi verinceye kadar da sizleri anacağımı bilmenizi isterim..."

İşte bizleri asıl harekete geçiren, daha doğrusu öteden beri hepimizin tek tük, bölük pörçük, orada burada yapageldiği toplumsal çalışmalara düşünce düzeni vermemize yol açan bu mektup oldu.

Meselenin özü son derece basitti:

Bir taraftan kolayca sağlanabilecek kaynaklar. Diğer tarafta bunlara aşırı derecede, hatta hayati ölçüde ihtiyaç duyan insanlarımız. Bu eksili artılı bir elektrik yüklenmesi gibiydi. Bu yük mutlaka boşaltılmalıydı.

Ama nasıl!

Bu konudaki düşünce ve yaklaşımımızı aşağıdaki satırlarla ifade edebiliriz.

Yardım Kavramında Yenilik Gereği

28 Kasım 1993' te "Brot für die Welt" kampanyası için Alman televizyonlarının üçüncü kanalında konuşma yapan bir yönetici şöyle diyordu:

"Kampanyamız bugüne kadar üçüncü Dünya ülkeleri için yüzelli milyon Mark' ı aşkın bağış topladı.

Ancak dünya nüfusunun dörtte biri, dünya üretiminin dörtte üçüne hükmederken yoksulluk çemberinin bağış yoluyla kırılamayacağı da açıktır."

Bunu söyleyen organizasyon, tabii bağış toplama faaliyetlerinin peşini bırakmıyordu. Tam tersine, yukarıda da belirtildiği üzere, yüzelli milyon Mark gibi hiç küçümsenmeyecek bir miktarı toplayabilmenin başarısını yaşıyordu.

Ne var ki yoksula yardım etmede en etkili yolun, yoksulluğu yenmekten geçtiğini hergün daha iyi anlayan bu yardım kurumları, artık doğrudan gıda, giyim, ilaç yardımı gibi yollardan ziyade yoksul kesimlerin üretim becerisi edinmeleri, iş olanağı bulmaları, kısacası muhtaç durumdan kurtulmaları çarelerini zorlamaktaydı.

Bu akılcı eğilim, bizim kendi bağış dünyamız için de yol gösterici olmalıydı.

Gerçekten de, başkalarına yardım etme duygusu, manevi dünyamızın vazgeçilmez bir unsurudur. Bu duygu zamana, ruh haline ve kişinin yapısına bağlı olarak azalmakta, çoğalmakta, ama daima bizlerle beraber yaşamaktadır.

Ancak Dünya' nın nispeten yoksul ülkeleri arasında bulunduğumuzdan ve bu durumun süratle üstesinden gelme mecburiyetinde olduğumuzdan ötürü bizler, toplumumuzda mevcut yardım ve bağış duygusunu da bu istikamette bir potansiyel olarak görmeliydik.

Başka bir deyişle, yardıma muhtaç kişi ve kurumlara yapmaya hazır olduğumuz yardım ve bağışlar, mümkün olduğu kadar onları yardımla yaşama durumundan kurtarmak yönünde organize edilmeliydi.

Bu organizasyon, duygu ile akılcılığı bağdaştırarak geleneksel yardım ve bağış potansiyelimize, ülke yararı, süreklilik, verimlilik, eğiticilik gibi ilkelere göre yeni bir yön verebilirdi.

Türkiye Toplum Hizmetleri Vakfı işte bu anlayış içinde kuruldu.


Güncel
...........................................
T.C ANADOLU ÜNİVERSİTESİ
TOVAK'ın kurumsal üyesidir
...........................................
Sunum
 
TOVAK - BİLİM
...........................................
Sunum
 
TOVAK - KÜLTÜR / SANAT
...........................................
  Hakkımızda | Projelerimiz | Tesis/Altyapı | Bağış İçin |  Onların Sayesinde | İletişim

Türkiye Toplum Hizmetleri Vakfi © 2008